Fotolia 6237488 XS

Regresyon çalışması yapanlar, danışanlarının sorununa uyumlanabilmek için o sırada mevcut ne yol varsa onu kullanırlar. Fiziksel bir acıya, bir duyguya, tekrarlanan bir söze, bir dil sürçmesine odaklanabilir ve bunu bir “etki köprüsü” olarak kullanabilirler. 

Bu makalede, bence harika olan bir tekniği önermek istiyorum. Bu, danışanlarımızı doğum lekelerine (veya doğum kusurlarına) odaklanmaya teşvik etmektir. Çevremizde ne kadar çok sayıda insanın (benlere değil) doğum lekesine sahip olduğuna şaşıracaksınız.

İlk görüşme formunuza bu soruyu da ekleyin. Yanıt olumluysa, koşulların ve zamanın uygun olduğunu düşündüğünüz bir anda bunu, bir regresyon oluşturmakta tetikleyici olarak kullanabilirsiniz. Çoğu kez harikulade sonuçlar alacaksınız.Fotolia 24346617 XS

Giriş

Çalışma alanımızda sorumluluk sahibi her danışman, kelimenin tam anlamıyla her şeye hazırlıklı olmalıdır. Danışanlarımız değişmiş bilinç durumlarına girdiklerinde bizler de sınırsız deneyimlerin, tepkilerin ve ifadelerin engin çeşitliliğine açık olmalıyız.

Bunların kapsamı, bir prizmadan geçirildiğinde bazı kısımları görülebilirken diğerleri görülemeyen bir tayf şeklinde ortaya çıkan saf ışığınki kadar geniştir. Ama kızılötesinin veya morötesinin görülemiyor olması, var olmadıkları anlamına gelmez.

Burada önerdiğim şey, kendi kapsamımızdan hareketle (başkalarınca) paranormal veya metafiziksel olarak adlandırılan şey ile uzlaşmak zorunda oluşumuzdur. Bir fenomenin açıklanamaz oluşu veya onun varlığını ölçecek aygıtın henüz üretilmemiş oluşu, o olayın metafiziksel olduğu anlamına gelmez. Ancak bizler, yalnızca danışman olarak değil araştırmacı olarak da bu sınırsızlığın çok yüzlü tezahürlerine karşı hazırlıklı ve uyanık olmak için etrafımızda bizlere sunulmuş çok sayıdaki güvenilir literatüre dalmak zorundayız.

Bunu yapmak için kişi, bu konuyla uğraşan tüm düşünce ekollerini incelemelidir. İlk bakışta bu ekoller çatışıyorlarmış izlenimi verseler de, kişi daha ileri inceleme yaptığında, bunların biraraya gelip aynı kaba döküleceği günün pek de uzak olmadığını fark edecektir.

Spiritüalistlere karşı spiritistler, parapsikologlara karşı ipnozcular, Stevenson ekolüne karşı regresyoncular şeklinde çatışan ekoller ve her ekolün de kendi alt bölünmeleri vardır ve hiçbiri diğerine güvenmemektedir. Söylemek istediğim şey, İstanbul ruhuyla yakından ilgilidir. (Yazar burada, 2007 yılında İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirilen Avrupa Regresyon Terapisi Birliğinin yaz okulu teması olan “Köprüler Kurmak” başlığına gönderme yapmaktadır.) Köprüler kurmaya başlamalıyız. Bunu yapabilmek için yalnızca kendi düşünce ekolümüzü değil, diğerlerini de incelemeliyiz. Bunu yaparak, iletişimi kuran yapı taşlarını oluşturacağız. Sonrasında, el sıkışacağımız gün o kadar da uzak olmayacak…

Üç yıl önce Ian Stevenson’ın Where Reincarnation and Biology Intersect (Tekrardoğuş ile Biyolojinin Kesiştiği Yer) adlı kitabını okurken, tamamen işte bu ruhun etkisindeydim. Bulgulardan dolayı şoka uğramadıysam da etkilenmiştim. Kısaca, görünen oydu ki beklenmedik şiddetli bir ölüm meydana geldiğinde ölen kişinin bilincinin bir kısmı, gerekli duygusal boşalım olmadan bir başka bedende tekrar doğmakta ama aynı zamanda bu yeni edinilmiş bedene veya cenine, bu zamansız ölümün travmalarına denk gelen izleri veya kusurları da dayatmaktaydı.Fotolia 17048053 XS

Sadece bu da değil, hayata bu şekilde gelenler konuşma çağları olan iki-üç yaşlarına vardıklarında anlattıklarıyla, önceki kişiliği ilgilendiren ayrıntılı bilgileri açığa vurmaktaydılar. Ayrıca, küçük çocuklar yaşıtlarınınkine hiç benzemeyen garip davranışlar da sergilemekteydiler. Bazıları normal yollardan edinilmemiş bazı becerilere ve yeteneklere sahiplerdi. Diğerleri ise biyografik deneyimler bağlamında açıklanamayan fobilere sahiptiler. Bazıları ise cinsel kimlik bunalımı geliştirebiliyordu.

Stevenson’ın görevi, meslektaşlarının da yardımıyla, çocukların anlattıklarını araştırıp sorgulamaktı ve vakaların çoğunun (dünyanın dört bir yanından 2600 vakadan söz ediyoruz) söz konusu ölen kişiliklerin yaşamlarıyla tesadüfle açıklanamayacak ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde eşleşme göstermesi herkesi şaşırttı.

Elli yıllık araştırmasını ve çalışmasını bir paragrafta özetlemeye kalkarsam, merhum Stevenson’a haksızlık etmiş olurum. Stevenson’ın hem meslektaşı hem de artık mirasçısı olan Dr. Jim Tucker’ın Life Before Life (Yaşamdan Önceki Yaşam) adlı kitabı, Stevenson’ın eserine iyi bir giriş ve inceleme niteliğindedir.Fotolia 4797466 XS

Peki ama kendimizi niçin çocukların anlattıklarıyla sınırlamalıyız ki? 

Vaka İncelemeleri

“…Şimdi derin nefes alıp giderek daha çok gevşerken, zihnini doğum lekene (veya doğum kusuruna) odakla ve zihninin bu doğum lekesinin nasıl oluştuğunu açığa çıkartmasına izin ver…”

Eşime verdiğim telkin buydu çünkü eğer çocuklar önceki yaşamlarını ve doğum lekelerinin nedenlerini hatırlıyorlarsa, onları zamanda geri götürdüğünüzde yetişkinler için de neden aynı şey olmasındı? Stevenson’ın şaşırtıcı hikayelerini okurken, bunu yetişkinlerle denemek aklıma gelmişti. Dolayısıyla eşime bu kitaptan ve etkileyici bulgularından hiç söz etmedim. Eşimin biri kalçasında ve diğeri de baldırında olmak üzere iki belirgin, yuvarlak doğum lekesi vardı ve artık nedenini anlama zamanı gelmişti.

Böylece, avcı ve savaşçı olmak üzere olan genç kızılderililerin inisiyasyon törenine katıldığı etkileyici bir regresyon başladı. Bir ateş etrafında transa girmiş, şarkı söyleyerek bir çember oluşturarak dans etmekteydiler. Şaman, çemberin ortasındaydı ve elindeki yanan ahşap çubuğu, her genci üç farklı noktada dağlamak için kullanmaktaydı. Genç Hanok (?) her ne kadar transa girmişse de çok acı çekmekteydi ve onu üçüncü kez ve kolundan dağlayacak olan çubuktan kaçınmayı başardı. İnisiye olan genç adam şamana güvenmiyor, ondan hoşlanmadığı gibi hiç saygı da duymuyordu. Törenden sonra, sevdiği kızla Umak (?) çiftleşme hakkını elde etmişti ve bu, bir erkeğin seks yoluyla tatmin oluşunu hisseden eşim için hayli garip, şaşırtıcı bir duyguydu. Bir kadın olarak bu yaşamındaki cinsel hislerini, regrese olduğu yaşamda bir erkek olarak hissettikleriyle kıyaslamakla kalmayıp o yaşamdaki eşine duyduğu tutkuyu da hissetti. Hikaye uzundu ve hoş bir peri masalı gibi acıklı bir şekilde son buldu. Ama eşim bunların hepsini uydurmuş muydu yoksa geçmiş yaşam bedenlenmelerinden birine gerçekten uyumlanmış mıydı?

Fotolia 6754866 XSAsla bilemeyeceğiz. Bunu kanıtlamanın hiçbir yolu olamaz. Bu Kuzey Amerika yerlilerine dair hiçbir yazılı kayıt yok ve o kadar uzak bir geçmişteydi ki hiç kimse bize doğrulanabilir bilgi sağlayamaz. Ama size şunu söyleyeyim: Bu regresyon terapisi bir buçuk saat sürdü ve hikayenin sonunu öğrenişimiz de benzer uzunlukta bir seans daha gerektirdi. Benim yerimde olsaydınız, bunun son derece ayrıntılı hisler ve duygularla dolu derin ve gerçek bir regresyon olduğunu kesinlikle algılardınız.

Eşim için kendi davranışlarına dair her türden ufak tefek, görünüşte önemsiz soru yanıtlanmıştı. Hayatı boyunca neden beyaz, sarışın anglosaksonlardan nefret edip durmuştu? İngilizceden niçin hoşlanmıyordu? Kızılderililer ve beyaz olmayan kabilelere karşı neden hep sempati duymuştu? Çünkü hikayenin sonunda “pis ve kokulu” beyazlar Batı’ya yerleşip onların kabilesini kovalamış ve onları bulduktan sonra şamanın da yardımıyla hepsini öldürmüşlerdi. Şaman onların yerini bildiren ve beyazların safında savaşan bir hain çıkmıştı. Ama eşim o geçmiş yaşamında kendisinin çok iyi bir savaşçı olduğunda ve en güçlü olduğu yanın avlanmak veya savaşta öldürmek amacıyla balta fırlatmak olduğunda ısrar etti. Aslında köyün en iyisiydi bu konuda. Bu noktada başka bir soru ortaya çıkıyor.

Bu yaşamda edinilmemiş bir yeteneği geri kazanma olasılığı var mıdır? Ve varsa, bu hipotezi test edebilir miyiz? Yaptığım tam olarak buydu. Ertesi gün, ikinci seanstan sonra, eşimi ormana götürdüm ve eline küçük bir balta verip bir servi ağacına fırlatmasını istedim. Başarı oranı, her on girişimde sekiz isabetle benim, onda üç isabetle hayal kırıklığı yaratacak türden olan başarı oranıma hayli baskın çıkmakla kalmadı; stili de benimkinden hayli farklıydı. Ben baltayı sanki tahtaya dart atarmış gibi fırlatıyordum. Eşim ise tam aksine baltayı yöneltmek için tüm bedeninin devinimini kullanmaktaydı; sinema filmlerinde bile görmediğim bir tarzı vardı. Etkileyiciydi!

“Ne olmuş?” diyebilir bir kuşkucu. “Bu hikayeyi bizlerle paylaşma zahmetine neden girdiniz ki?” Çünkü bu doğum lekelerinin ardında her zaman anlamlı bir hikaye var gibi görünüyor.

Ressam olan bir danışanımdan, dördüncü regresyon çalışmasında, sırtının sağ kısmındaki zeytin dalı şeklindeki doğum lekesine odaklanmasını istedim. Kendini derhal bir çarpışmanın içinde buldu. Adı Agon’du (?) ve ele geçirdiği bir köyü yakmış, birliklerine köyün erkeklerinin başını kesmelerini emretmişti. Askerler onun bu emrini yerine getirmekte tereddüt ederken, Agon ormanda yürüyüşe çıktı. O sırada genç bir oğlan Thoro (?) onu, tam doğum lekesine denk gelen yerden bir mızrakla vurdu. Agon şoka uğradı; acısı derindi ve olanlara inanamıyordu.

Thoro anasız babasızdı çünkü Agon gençliğinde giriştiği bir yağmada onun anne, babasını öldürmüştü. Agon oracıkta ölmedi. Köylüler tarafından bulunup daha canlıyken bir çukura atıldı. Lanetler, tükürükler, nefret ve horgörü yağmuru altında ağır kan kaybederken gömüldü ve sonunda havasızlıktan boğuldu. Doğum lekesi ona ne anlatmak istiyordu?

Başka bir vakada ise genç bir adama göğsünün sağ yanındaki doğum lekesine odaklanması söylendiğinde, kendini bir kütüğe bağlanmış halde buldu; iki demirci bir metal dövmekteydi ve biri, elindeki kızgın demir çubuğu genç adamın derisine yapıştırdığında duyduğu acıyla genç adam bayıldı. Ama neden olmuştu bu? Asırlar öncesinin bir limanında, muhtemelen Southampton’da bir işçiydi ama bir nedenden dolayı işsiz kalmış, karnı çok acıktığında bir dükkandan bir parça et çalmıştı. Ardından tutuklanmış ve mahkemeye çıkarılmadan yalnızca dağlanarak damgalanmıştı. O zamanlarda hırsızlar herkes tarafından tanınmaları için damgalanıyordu. Bu doğum lekesi ona neyi hatırlatmak istiyordu?Fotolia 1392650 XS

Tartışma

Bu hikayelerin hepsi bize, regresyon terapisi literatüründe keşfedilen üzücü hikayeleri hatırlatmıyor mu? Biri kalkıp niçin buraya gelsin ve bana ödeme yapıp böyle üzücü bir hikaye uydursun ki?

Dr. Woolger’ın bir düsturu var: “Hoşlanmadığınız şeye odaklanın.” Bunu, (ve yalnızca bunu değil) danışanının engelleyici bir kompleksine ulaşmasına yardım etmek için bir etki köprüsü olarak odaklanmada kullanıyor ve ardından duygusal boşaltım çalışmasına girişiyor.

Burada önerdiğim şey, doğum lekelerine veya kusurlarına odaklanmak ve bunu, gerektiğinde çekirdek meseleye giden bir köprü olarak veya diğer köprüler işe yaramadığında kullanmak. Doğum lekeleri bize neyi hatırlatmaktalar? Neyi temsil ediyorlar? Niçin oradalar? Doğum lekeleri, bir başka yaşamdaki bitmemiş işleri bize hatırlatmak için bedenlerimize damgalanmış gibi görünmekte. Acı, beden ağrıları, migrenler, fobiler, alerjiler vb. gibi doğum lekeleri de bize psişik bir kalıntının, geçmişten kalmış bir artığın olduğunu göstermek için buradalar. Açığa vurulmayı bekleyen mesajları şifrelemekteler.

Doğum lekesinin kökenine ilişkin ortaya çıkan ilk hisse bakmak zorundayız. Kızılderili hikayesindeki his neydi? Nefretti, güvensizlikti, şamandan hoşlanmayıştı. Bu his neye yol açtı? İhanete uğrama, döneklik ve ümitsizlik hissine yol açtı. Uyumlu ve dengeli bir dünyanın paramparça olduğu, artık tamamen tarih olduğu, Batı “medeniyeti”nin küstah, saygısız yayılmacılığıyla yok edildiği hissine…

Acımasız ve zorba liderimizin hisleri nelerdi? Şaşkınlık, inanamazlık, yılgınlık. Ona olmakta olanlara inanmadı. Halkına nasıl zorba, sert ve acımasız olduğu aklına hiç gelmemişti. Şu anki yaşamı boyunca danışanım da herkesten şüphelenmekteydi…

Sefil ve aç hırsızımızın dersi neydi? Doğum lekesi yoluyla bir daha asla çalmaması mı hatırlatılıyordu ona? Woolger, hikayenin ardındaki hikayenin ne olduğunu sorardı. Ben ise “Doğum lekelerinin ardındaki hikaye nedir?” diye soruyorum.

 

Fotolia 6237488 XS

Athanasios Komianos

Çeviren: Yasemin Tokatlı

ÜYE